Bilmeniz Gerekenler

TABELACILIK

TABELACILIK-FIRÇA TABELACILIĞIMehmet Ali DİYARBAKIRLIOĞLU
Üzerinde tanıtıcı yazı, işaret, resim bulunan ahşap, cam ya da saç malzemeden yapılan levhalara “tabela”, bu işi meslek haline getiren kişilere de “tabelacı” diyoruz.XIX. yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte ticaret ile uğraşan kişilerin işlerinin tanıtımını sağlamak amacıyla işyerlerine levhalar asmaya başlamaları ile birlikte eli fırça tutan, biraz da yetenekli insanlar arasında önemli bir iş kolu haline gelmiş ve tabelacılık mesleği de böylece ortaya çıkmıştır.Ülkemizde de bu işi ilk zamanlarda azınlıklar üstlenmiş, onların yanında yetişen çıraklar ise bu mesleğin günümüze kadar gelmesini sağlamışlardır.Bu yazımda günümüz tabelacılığını, yani makinelerin üstlendiği kesip yapıştırma tarzı tabelacılığı anlatmayacağım. Elli yaşın üzerinde olanlarımız hatırlarlar fırça ve boya ile yazılan tabelaları ve tabelacıları. Onları ya bir merdivenin üzerinde ya da bir vitrin camının önünde ellerinde ıstakaları, yanlarında boya kutuları ile fırçayla yazı yazarken görürdük.
ÖN HAZIRLIKTabelacı ustası için atölyesine gelen müşterisinin mesleğini bilmek önemlidir. Nasıl bir yazı istediğini öğrenirken müşterinin mesleğine göre bir kompozisyon oluşturur. Müşterinin kafasında bir şekil varsa onun üzerinde de çalışılır. Eğer yoksa daha önce yapılan işlerden birine benzer bir şey ya da başka bir ustanın yazdığı tabelanın değişiği istenir. Usta, tasarladığı ön çalışmaları müşterisinin beğenisine sunar. Hangisi beğenilmişse onun üzerinde son düzeltmeleri yapar ve esas tabelanın çalışmasına geçer. Çoğunlukla ustalar karakalem çalışmalarını müşterinin önünde yapar ve onun kendisine güven duymasını sağlardı. Bütün çizimler ve yazılar elle yapıldığı için, tabela ustasının bilgisi, becerisi ve yeteneği ön plana çıkardı. Fiyatta ve tasarımda anlaştıktan sonra tabelanın ön hazırlığına başlanır. Fiyat harcanan zamana ve emeğe göre belirlenirdi. Tabi pazarlık payı da unutulmazdı. Elbette önce yapılan işi ustanın kendisinin beğenmesi gerekirdi. O yüzden ne malzemeden ne de işçilikten kaçınılmazdı.
TABELANIN SERÜVENİMesleğe kısa bir girişten sonra dilerseniz tabelanın serüvenine bir göz atalım.Orta boy tabelalar için 0,60 ila 0,80 mm. boyu 4-5 m. kadar olan tabelalar içinse kalınlığı 1-1,5 mm.lik saclar kullanılır. Galvaniz veya nikelaj kaplamalı saclar tabelalarda kullanılmaz çünkü bu malzemelerin yüzeyi boya tutmaz.Tek taraflı bir tabelanın çerçevesi yapılıp gelmiş ise önce sacın pası ve yağı temizlenir. Bunun için bolca zımpara kâğıdı kullanılır. Tabelanın çerçevelerini bazı ustalar kendisi yapar, bazen de ahşap olacaksa anlaşmalı olduğu marangoza, demir profilden olacaksa da demirciye yaptırırlar.Dış etkenlere fazla dayansın, çabuk çürümesin diye, çerçeve ahşapsa bezir yağı, vernik gibi malzemelerle, demir profil ise yağlı boya ile boyanır. Sacın temizliği bitince pas önleyici astar boya çekilir. Sonra bir kat doyurucu astar boya, daha sonra da esas zemin boyasının birinci katı çekilir. Kuruduktan sonra ikinci kat, daha sonra da üçüncü kat boya çekilerek zemin yazı yazmaya hazır hale getirilir. Tabelanın zemini ne renk olacaksa kat boyaları o renkte çekilir.
YAZININ TABELAYA AKTARILMASISıra yazının bu zemine göre yazılmasındadır. Yazılar için bir şablon hazırlanır. Bunun için halk arasında “dal” veya “yağlı kâğıt” denilen bir tür kâğıt kullanılır. Şablon kâğıdı kalitesiz şeffaf aydınger kâğıdına benzer. Yazılan kâğıt “rulet” denilen delici bir aletle delinir. Delme işinin sağlıklı olması için kâğıdın altına mukavva ya da gazete kâğıtları konur. Rulet yoksa şablonun tamamı toplu iğne ile delinerek hazır hale getirilir. Bu gerçekten çok zahmetli bir iştir. Bu işi çıraklar, bazen de kalfalar yaparlar.Delme işi bitince şablon usta tarafından tabelanın üzerine itinayla yerleştirilir.Daha önceden hazırlanmış olan kömür tozu veya pudra, bir parça bez veya pamuk yardımıyla şablonun üzerinde gezdirilir. Bu yolla delinen yerlerden kömür tozu alta geçer ve şablona çizilen yazının bir kopyası alta çıkar. Tabelanın zemini açık renk ise kömür tozu, koyu renk ise sadece pudra kullanılır.Büyük boydaki tabelalara, harf adedi çok olan bir yazı istenmişse harf şablonları kullanılarak yazılırdı. Yazılacak alanın ölçülerine göre harf sayısı ve harf aralığı hesaplanır ve çizilirdi. Harf kalınlığı harfin toplam eninin 1/5 i oranındadır. Örnek olarak bu orantıyı “A” harfi için açıklayalım: Toplam enin beşte biri A harfinin önündeki harf ile arasındaki boşluk, bir birim “A” harfinin sol bacağı, iki birim bacaklar arasındaki aralık ve bir birim de sağ bacağın eni için ayrılır. Harf aralıkları tabelanın konulacağı yere göre de değişebilir. Uzak bir mesafeden okunacak bir tabelada harf aralığı fazla bırakılır. I, İ, L harfleriyle iki A harfi arasındaki boşluk aynı olmaz. İki A arasındaki boşluk az bırakılır. Örnek olarak, L ve A harfi yan yana gelmişse harf aralığı çok dar bırakılır. Hatta bazı ustalar L harfinin bacağını biraz kısaltırlar. Nedeni de bu iki harfin yan yana gelmesindeki boşluğun diğer harflerin yan yana gelmesindeki boşluktan daha fazla görünmesidir.Tabelacıyı en çok S, O, U gibi yuvarlak harfler zorlar. Ustalık da zaten burada belli olur. El alışkanlığı kazandıktan sonra bütün harfler ustaya aynı gelir ama harflerin köşelerini de kıl fırça ile yazmak ayrıca ustalık ister. Yapışkan bantlar yokken işleri hayli zordu tabelacıların. Daha sonradan yazının altına ve üstüne çekilen yapışkan bantlar işlerini kolaylaştırmıştır. Eski ustalar, yeni yetişenlerin yazılarında bant kullanmalarını, el alışkanlıkları bozulmasın diye istemezlerdi.TABELACININ TEZGAHITabela, arkasında dayanağı olan ahşap ya da demir profilden yapılmış “A” şeklindeki tezgâha alınır. Bu tezgâh ressamların kullandıkları şövale gibidir. Tabelanın oturtulduğu tahtanın yerden yüksekliği, ustanın konumuna göre aşağıya veya yukarıya doğru ayarlanabilir. Tabela büyükse iki tezgâh yan yana getirilir. Tabela yazarken bütün ustaların yanı başında bir de sehpa bulunur. Bunun üzerinde ise neft yağı, tiner, boya, üstüpü, boya karıştırıcısı ve boya çanağı gibi ustanın her an ihtiyaç duyabileceği malzemeler vardır. Tabelacı ustasının fırçasını da unutmamak gerek tabii. Fırça yazının et kalınlığına göre seçilir, genellikle yazılar 12-13 numara samur fırça ile yazılırdı. Zemin fırçası olarak da kıl fırça kullanılırdı. Zemin boyamalarında eski, kullanılmış fırça tercih edilirdi. Boya kutuları açılmadan önce iyice karıştırılır, sonra bir miktar boya küçük bir çanağa alınır. Fırçanın yazı yazarken zemin üzerinde iyi kayması için boyanın kıvamı neft yağı ile ayarlanır. Küçük bir ibriğe benzeyen neft kabını tenekeciler yapardı. Mecbur kalmadıkça da boyanın inceltilmesi için benzin veya gazyağı kullanılmazdı. Istaka , bir ucunda bezden yapılma bir top olan yaklaşık bir metre boyunda ahşap çıtadır. Yazı yazarken ustanın elinin titremesini önlerdi.
BİR HAFTADA BİTERBir tabela ortalama bir haftada biter. Tabelanın çerçevesinin çatılmasından, yazısının yazılmasına, kurumasına ve asılmasına kadar geçen zamandır bu. Boya ne zaman kurursa o zaman yazı işine başlanır. Yazı yazarken harfin dışına taşan boyayı tabelacı parmağı ile alır üzerine sürer ve yazıya devam eder ya da ucu neftle ıslatılmış üstüpü ile siler. Geri dönüşü olmayan bir hata olmuşsa bir kelime yanlış yazılmışsa, yapılan bütün işlemlere yeni baştan başlanır. Tabelayı genelde tabelayı yazan değil, yazdıran astırırdı. İki tarafı yazılı tabelalar cadde veya sokaklara dik olarak asılır. Yerel yönetimler bu tür tabelaların asılmasına pek sıcak bakmazlar, izin için de işi oldukça yokuşa sürerlerdi. Dolayısıyla da görüntü kirliliği yaptığından izin zor alınırdı.
VAPUR İSİEskiden boyayı da tabelacı ustaları kendileri imal ederdi. İstenilen renkteki toz boya bezir yağı vernik ile cam üzerinde ıspatula ile ezilir, daha sonra bu kıvam bezden süzülerek boya kullanılır hale getirilirdi. Özellikle cama yazılacak yazılar için boyayı kendileri yapardı. Bunun için vapur isi denilen siyah toz boya yukarıda anlatıldığı gibi hazırlanıp kullanılırdı. Vapur isini de boyacılar satardı. Vapur isi cam yazılarındaki tutuculuğu, yayılması ve kaplayıcı özelliği ile muhteşem bir siyah boyadır.
ÖVÜNÜLECEK İŞLERİNDEN BİRİDİRHava akımından dahi etkilenen altın varakla yazı işi tabelacılığın gerçekten övünülecek işlerinden biridir. Eskiye dayanan bir yazı tekniğidir. Tarihi yapıların süslemelerinde, çinilerde, porselenlerde, dini kitap süslemelerinde, cilt kapaklarında çokça kullanılırdı. Biz şimdi size altın varağın tabelacılıkta nasıl kullanıldığını anlatalım. Altın varak işi olduğunda ustaların çoğu bunu evde veya işyerinin kapalı bir bölümünde yaparlardı. Kimsenin görmesini istemezlerdi. Nasıl yapıldığını çalışanlar arasında da çok azı bilirdi.Altın varak yurt dışından getirilirdi.22 ayar altındır ve mikronun 3/1000 kalınlığındadır. 8×8 cm. ebadında folyo olup pelur kağıt yapraklar arasında defterler halinde satışa sunulur. Tabelacılar bu defterlere “tefe” derler. Bir adet “Tefe”deki 12 folyonun ağırlığı ancak bir gram altına denk gelir.Altın varak yazılarda mutlaka çift renk kullanılır. Altın varak için siyah konturlu yazı ve siyah yada kırmızı zemin kullanılır. Yazının şablonu çizilip camın arkasına yapıştırılır. Cam tersinden siyah boya ile (vapur isi boyası) yazılır. Harflerin içerisi boştur. Sadece konturları çekilmiştir. Kuruduktan sonra boyanın taşan yerleri kretuvar ile kazınıp temizlenir. Varağın yapıştırıcısı olan jelâtin piyasada plaka halinde bulunur. Camla çok iyi anlaşan saydam yapışkan bir maddedir. Jelâtinden iki jilet boyunda kırılıp bir bardak sıcak suya atılır, karıştırılarak eritilir. Bu sıvı cama fırçayla sürülür. Cam yatık tutularak jelâtinin fazlası akıtılır. Bu iş sırasında kesinlikle toz ve hava akımı olmamalıdır. Folyo en küçük bir esintide bozulur. Bir daha da düzeltme imkânı yoktur. Nefes alıp vermeden etkilenmesin diye ağızlarına mendillerini maske gibi bağlarlar. 8 cm. eninde kıldan süpürgeye benzer bir fırçayı tabelacı saçına ya da sakalına sürerek elektriklendirir ve bu elektriklenen fırça folyoya yaklaştırılınca kendiliğinden yapışır. Yazının yüzeyine el değmeden bırakılır. Buruşuk olması önemli değildir. Varağın bu buruşukluğu fırçayla üzerine jelâtinli su bırakılarak giderilir. Su üzerine damlatıldığında folyo açılıp düzelir. İstenilen yere de bu yöntemle kaydırılır.Jelâtin kuruduktan sonra varağın taşan kısımları da temizlenir. Üzerine sarı yaldız boya çekilir. Çok ince açıklıkları bu yaldız boya kapatır. Yaldız boya gomalak ve mavi ispirto karışımı ile sürülür. En son iş ise yine siyah vapur isinden yapılan boya ile camın arkasının tümden boyanmasıdır. Zemin boyası siyah ya da kırmızı renklerde olabilir.
USTANIN MESLEĞİNE SAYGISIBurada çocukluk arkadaşım tabelacı Rıfat Kalkancı ustanın kalfalık dönemindeki bir anısını anlatalım. Bir pil fabrikasının tabelasını yapmışlar. Resimli bir tabelaymış. Müşteri gelmiş, tabelayı beğenip teşekkür edip parasını ödemiş. Giderken ustası Rıfat’a bu tabelanın zemininin kaç kat boyandığını sorar. “Bir kat sülyen, bir kat astar, iki katta son kat boya vurdum” der. Ustası ona dönerek “Ben sana 5 kat boya atacaksın demedim mi? Bu tabela doğuya gidecek orası çok soğuk bir bölgedir. Soğukta boya çabuk bozulur” diye de çıkışır. Hazır ve müşteri tarafından beğenilip parası ödenmiş tabelayı müşteriye vermezler. Kireç döküp boyasını yakar, temizledikten ve 5 kat astar çekip yazdıktan sonra müşteriye tekrar verirler. Bir kat eksik boyandığı için bitmiş tabela müşteriye verilmemiştir. Zemin boyasının bir kat eksik atıldığını müşteri ömrü boyunca bilmeyecekti; yalnızca yazanlar bilecekti yapılan işin eksik yanını.Şu ana kadar yazdıklarımız şövale tabelacılığı üzerineydi. Dış ortamda dükkân alınlıklarına veya vitrin camlarına nasıl yazı yazılırdı; biraz da ondan bahsedelim.
VİTRİN CAMLARINDAKİ IŞILTILI YAZILARBu tip işler gerçekten ustalık ve maharet isteyen işlerdir. Havanın nemi, kuruluğu, ortamın yağışlı ya da yağışsız, gölgede ya da güneşte oluşu çalışmaları büyük ölçüde etkiler. Tabelacının kendini de bu şartlara ayarlaması gerekir. Örneğin, cam yazısı içerden yazılacaksa vitrin camının terlemesini önlemek gerekir. Kapıyı açık tutup içerinin ısısıyla dışarının ısısını eşitlemeniz gerekir. Önce yazı şablona hazırlanır. Ucuzluk ya da duyuru yazılarında şablona gerek duyulmaz. Hazırlanan şablon cama dışarıdan yapıştırılır, içeriden yazılır. Vitrin camının kırılıp yazının da birlikte zayi olmasını istemeyen işyeri sahipleri, yazıyı ayrıca bir cama yazdırıp, vitrinin içine bir yerden asarlardı. Genellikle vitrin yazılarında altın varak ve yaldız kullanılırdı. İstanbul’a geldiğim yıllarda Beyoğlu’nda mağazaların vitrinlerinde ışık altında pırıl pırıl parlayan cam yazıları görürdüm. Lüks mağazaların vitrin yazılarıydılar. Altın varakla sihirli eller yazmıştı onları. Ne kadar estetik, ne kadar güzel yazılardı. Birileri gelip onları toplum yaşamından alıp götürdü sanki…Dükkân alınlıklarına yazılan yazılardaysa yazının alt ve üstüne çizgi atılır, yumuşak uçlu kalemle ortalama bir şablon çizilir ve bir baştan yazılmaya başlanır, diğer baştan bitirilirdi. Şablon gerekiyorsa şablonla yazılırdı. Yazılar çok büyükse üzerine 5B-7B gibi yumuşak uçlu kurşun kalemle hafiften bir çizgi çizilirdi. Harfin karakterini tabelacının kendisi belirlerdi. Her tabelacının hafızasında en az 5-6 yazı karakterinin olması gerekir. Bunların dışında da yazı kitaplarından değişik karakterlerde harfler çıkarılırdı. Şablonsuz, çizgisiz şöyle zemine bir bakıp sonra da fırçayı alıp yazıyı bitiren ustalar vardı. Ama yazı içerisindeki aynı harfler çok az farkla birbirinden ayrı olurdu, özellikle de A harfleri. Bu farkı ise ancak meslekte usta olanlar anlardı.
SERİGRAFİ TABELALARTabelacılar fırça tabelacılığı yanında serigrafi işine de başladılar. Serigrafi çoklu işler için ideal bir baskı tekniğidir. Elbette elli tane tabelanın fırça ile yazımıyla bu teknikteki basım kıyaslanamazdı. Serigrafi kısaca ipek baskı tekniği olarak tanımlanabilir.Serigrafi tekniğinde öncelikle ışığa duyarlı bikromat ve alkoset kimyasallarının karışımı karanlık odada çerçeveye gerilen ipeğin üzerine ıspatula ile ince bir kat olarak çekilir.Karanlık odada basılacak işin negatif filmi, ışıklı masa denilen tezgâh üstünde ipeğin üzerine yatırılır. Masanın içindeki lambalar yakılarak, ipeğin üzerindeki karışımın ışık alması sağlanır. Solüsyonun ışık alan yerleri sabitlenir. İpek kalıbın ışık almayan yerlerindeki solüsyon su altında yıkanarak temizlenir.Seri baskı için kalıp hazır demektir. Hazırlanan ipek kalıp baskı olacak levha üzerine konur. Bir miktar serigraf boyası kalıbın içine akıtılır. Bir ragle yardımı ile boya kalıbın içinde bir baştan diğer başa çekilir. Kalıbın içindeki yazı alttaki levhaya çıkmış olur. Basılan levhalar kurumaları için raflara dizilir.KESME YAPIŞTIRMA TABELACILIĞIUstalar ilkel usullerle çalıştıklarının farkına bilgisayarı tanıyınca varacaklar, çalışma masalarının üzerindeki bütün aletleri atacaklardı. Bu meslekte batı uzay çağını yaşarken bizim ustalarımız söz yerindeyse orta çağı yaşarlarmış. Kısa zaman içinde onca zahmetli çalışmaların yerini bilgisayarlarda bir tuş basımı almıştı. Fırça ile yapılan iş kesip yapıştırmaya dönüştü. Piyasaya boyadan da uzun ömürlü on yıl garantisi olan yapıştırma harfler çıktı. Her alanda olduğu gibi bu meslekte de teknolojiyi yakalamak zorundaydılar. Teknolojik gelişmelere seyirci kalınamazdı.Günümüzde makineler ve onların yaptıkları işler karşısında şaşırmamak mümkün değil. 5 mm. kalınlığında kompoziti (çift taraflı alüminyum levha) istediğiniz şekilde kesiyorlar. 2 cm. kalınlığında çelik harf dahi kesenleri var. Lazer sıfır hata ile iş yapıyor. Eni 4 metreyi bulan baskı makineleri beş katlı binaları reklamla giydiriyor ve bunu kısa zaman içerisinde yapıyor.Dijital baskının gündelik yaşamımızı kuşatması ile birlikte önemli bir zanaat olan eski tip fırça tabelacılığı da yok denecek kadar azaldı.Her tabela ustası kullandığı harf karakteri ve renkleriyle kendi kişiliğini, duygularını yazdığı tabelaya yansıtırdı. Bir romancı, hikayeci gibi bir tabela onun hayatından alınan yazılı tabletler gibidir.Önceden bu meslekte ustalar vardı; öyle ki güzel yazı yazmak yetenek işiydi. Yapılan işin de itibarı vardı. Bir ustanın kendine referans göstereceği birkaç işinin çevrede olması gerekir. Ustalık kendini tarif etmekle olmazdı. Usta deyince herkes onları tanırdı; “falanca işi ben yaptım” demeliydi. Tabelacının kataloğu da olmazdı. Ne tuhaftır ki bilgisayarlar herkesi usta yaptı.Tanıdığım ve pek çoğunun da rahmetli olduğu birkaç ustanın adını buraya yazarak bitirelim: Solak Yaşar, İbrahim Usta diğer adıyla sarhoş İbrahim. Onun yanında çalışan işçilerinden biri marangoza gidip gelene kadar İbrahim usta bir tabelanın yazısını bitirirmiş. İzmirliydi, çok pratik bir ustaymış. Sonra tabelacı ve ressam Sakallı Usta, Halit Usta,Rıfat Kalkancı ve Ceylan kardeşler…Hoş bir tabelacı hikayesi ile yazımıza noktayı koyalım.DURAN ASLAN MI,KAÇAN ASLAN MI ?Bir müşteri geliyor ve tabelasının üzerine Aslan resmi istiyor. Usta da kaçan Aslan mı yoksa duran Aslan mı olsun diye soruyor. Müşteri her ikisi için fiyat sormuş. Kaçan Aslan olsun demiş. Benim mesleğim bıçakçılık, Aslana bir bıçak sapla, resmini öyle yap demiş. Usta tabelayı bitirmiş müşteriye teslim etmiş. Aradan bir hafta geçmiş. Müşteri tekrar gelmiş ve ustaya “Tabelada aslan yok ama yazılar duruyor. Bu ne iştir usta?” demiş. Tabelacı “Kardeşim sen kaçan aslan istediğini ne çabuk unuttun. Aslan tabeladan kaçıp gitmiş. Ben ne yapabilirim. Keşke bağlasaydın. Duran aslan isteseydin başına bunlar gelmezdi” demiş. Hatırlarsanız önceleri tabelacıların boyayı kendilerinin hazırladığını yazmıştık. Boyanın kalıcılığı ve zemine tutuculuğu içine katılan maddelerle doğrudan ilgilidir. Meğer bizim muzip tabelacı aslanı guaj boyayla çizmiş, yağmur yağdığında da aslan resmi suyla çözülüp akıp gitmiş.
Alıntı: http://xn--diyarbakrlolu-62b0yc.com/tabelacilik-firca-tabelaciligi/



Diğer Başlıklar


Copyright 2011. Tüm Hakları Tuncay Öztaş'a aittir.